8 Ekim 2009 Perşembe

İstanbul Üniversite’sindeki akademisyenlerin fişlenmesi ile ilgili faaliyetler, bilim ve demokrasi adına kaygı vericidir!

İ.Ü. Adlî Tıp Enstitüsü eski müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy ile aynı kurumdaki öğretim üyesi ve Ergenekon davasının sanıklarından Doç. Dr. Ümit Sayın tarafından, bazı akademisyenlerin ve Adlî Tıp Uzmanları Derneği (ATUD) gibi sivil toplum örgütlerinin “ulusal güvenliği tehdit ettiği” savıyla Birinci Ordu Komutanlığı ile Haziran 2005’de görüşülmüş; Mili Güvenlik Kurulu, Birinci Ordu Komutanlığı, Genelkurmay, Jandarma, Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları İstihbarat birimlerine 47 sayfalık bir rapor sunulmuştur.

Bu raporun Birinci Ordu Komutanlığı tarafından hazırlanan 15 Temmuz 2005 tarihli üst yazısında “İstanbul Üniversitesi bünyesinde bulunan Adlî Tıp Enstitüsü’nün 1987 yılından beri müdürlüğünü yapan Prof. Dr. Sevil Atasoy’un 26 Mayıs 2005 tarihinde dolan görev süresinin uzatılmayarak yerine Prof. Dr. İmdat Elmas’ın vekâleten göreve getirilmesi üzerine; Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından İstanbul Üniversitesi’ndeki kadrolaşma, bu kadrolaşmanın şekli, ideolojik yönü, amacı ve sonuçları ile ilgili iddiaları içeren, bu iddiaları belgelerle destekleyen eklerden oluşan bir rapor alınmıştır,” denilmektedir.

Medyada ve toplumda yoğun tepkilere yol açan bu faaliyetler, bilim insanlığı ile hiçbir şekilde bağdaşmadığı gibi, ihbar edilen kişi ve kurumların haklarına karşı yapılmış ağır bir saldırı, nitelikli bir suçtur. Sevil Atasoy’un kendini aklama adına medyada yaptığı açıklamalar dahi, işlenen suçun teyidinden başka bir anlam taşımamaktadır. Konu ile ilgili belgeler son derece açıktır.

Bu 47 sayfalık rapor ve ilişkili chat görüşmelerinde, İstanbul Üniversitesi bünyesinde G-2 ve F-7 adı verilen illegal yapılanmalar oluşturulduğu açıkça belirtilmektedir.Yine, aralarında İ.Ü. eski rektörü Kemal Alemdaroğlu, Adlî Tıp Kurumu Eski Başkanı Dr. Keramettin Kurt, S.C., S.A., M.K.B., K.A., N.S. (baş harfleri verilen) olmak üzere pek çok öğretim üyesi ile karşılıklı temas ve görüşmede bulunulduğu açıklanmaktadır. Tüm bu hukuk dışı faaliyetler, İ.Ü. eski rektörü Kemal Alemdaroğlu ve İ.Ü. Adlî Tıp Enstitüsü eski müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy’un tekrar görevlerine getirilme amacı ile sınırlı kalmamış; 30’un üzerinde akademisyen, üniversite mensubu ve ATUD başta olmak üzere sivil toplum örgütleri asılsız, ağır suçlamalarla ihbar edilmiş; telefonlarının dinlenmesi ve teknik takip yapılması önerilmiştir. Durum, bu faaliyetleri olağan gibi kabul ederek dikkate alan, ihbarcıları muhatap kabul eden kurum ve kişiler açısından da son derece düşündürücü bir nitelik arz etmektedir. Esasında yalnızca bu işte rolü bulunan kişi ve kurumlar değil; üniversite, demokrasi, hukuk gibi kavramlar açısından da kaygı vericidir.

Söz konusu 47 sayfalık rapor incelendiğinde görülecektir ki; Prof. Dr. Sevil Atasoy tekrar İ.Ü. Adlî Tıp Enstitüsü Müdürlüğü’ne, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu tekrar İ.Ü. Rektörlüğü’ne yeniden gelebilmek için, Ümit Sayın ve üniversite içinden, dışından bazı kişilerle birlikte; bilim insanlığını bırakıp istihbaratçı gibi çalışmışlardır. “Amaca giden her yol mubahtır” dercesine onlarca akademisyeni ve sivil toplum örgütünü asılsız ağır bir şekilde suçlamışlar; esasında kendilerine, çalıştıkları kurumlarına ve ihbarcı oldukları kurumlara büyük zarar vermişlerdir.

Adlî Tıp Uzmanları Derneği tarafından yürütülen, birçok akademisyen ve uzmanın yer aldığı “İşkencenin Önlenmesinde Bağımsız Bilirkişilik” adlı bilimsel- mesleki proje ile İ.Ü. İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adlî Tıp Anabilim Dallarındaki tüm akademisyen ve uzmanların öğrenci eğitimi için hazırlamış olduğu “Adlî Tıp Uygulamaları” adlı proje taslağı, illegal bir belge olarak gösterilmekte; onlarca akademisyen ve uzman tamamen asılsız suçlamalar ile itham edilmektedir.

Bu 47 sayfalık rapor ve onunla ilişkili belgelerin kapsam ve niteliği, maalesef konunun tek bir örnek olmadığını; başka üniversite ve kurumlarda da benzer faaliyetlerin yürütülmüş olabileceğini düşündürmektedir.

Bizler, üniversitelerimizde ve diğer kurumlarda yürütülen bu ve benzeri komplocu, keyfi hukuk dışı faaliyetler konusunda tüm toplumu ve ilgili kurumları uyarıyor, bilim ve demokrasi adına kaygı verici bulduğumuzu bildiriyoruz. Bu 47 sayfalık raporun hazırlanmasında rolü bulunan kişileri şiddetle kınıyor, konuyu yargıya götüreceğimizi duyuruyoruz.


Türk Tabipleri Birliği

Adlî Tıp Uzmanları Derneği

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği

Türkiye İnsan Hakları Vakfı

8 Ekim 2009 Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi Günlük İnsan Hakları Raporu

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi

08 Ekim 2009-Günlük İnsan Hakları Raporu

(10/057) Van’da Yargısız İnfaz…

Van’ın Çaldıran İlçesi’ne bağlı Buğulukaynak (Kel) Köyü’ne 6 Ekim 2009’da baskın düzenleyen kolluk güçlerinin köyden çıkmaya çalışan silahsız iki militanı ve köyde yaşayan bir çocuğu öldürdüğü öğrenildi (TİHV, 8 Ekim).

(10/058) Van’da Faili Meçhul Cinayet…

Van’ın Hacıbekir Mahallesi’nde Recep Bor (19), 7 Ekim 2009’da evinin yakınındaki bahçede asılmış olarak bulundu. Recep Bor’un Hêzên Parastina Gel - Halk Savunma Güçleri (HPG) militanı olduğu ve bir süre önce HPG’den ayrıldığı ileri sürüldü (haberdiyarbakir.com, 7 Ekim).

(10/059) Kendisine Ajanlık Teklif Edilen Kişi…

Adana’nın Ceyhan İlçesi’nin girişinde jandarma ekibinin kendileri için çalışmasına ve kendilerine bilgi aktarmasını istediğini savunan Hafize Toprak (24) gözaltında tutulduğu iki gün süresinde sözlü tacize ve hakarete maruz kaldığını 7 Ekim 2009’da ileri sürdü. Hafize Tprak yaşadıklarını şu şekilde anlattı: Komutan bana ‘sen DTP'ye rahat girip çıkıyorsun. Bize istediğimiz bilgileri çok rahat getirebilirsin. Bildiklerini bize anlat. Biz seni kazanmak istiyoruz. Elimizde görüntülerin var. Kabul etmesen ailen bundan zarar görecektir’ diyerek beni tehdit etti. Son bir haftadır baskılar arttı. Her an gözaltına alınabilirim diye korkudan eve dahi gidemiyorum” (Günlük, 7 Ekim).

(10/060) IMF-Dünya Bankası Toplantılarını Protesto Gösterilerine Müdahale…

İstanbul’da 6 Ekim 2009’da başlayan ve 7 Ekim 2009’da biten Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası toplantılarını; 6 Ekim 2009’da Taksim Meydanı’nda gerçekleştirilen protesto gösterilerine yapılan aşırı ve orantısız müdahaleyi 7 Ekim 2009’da Taksim Meydanı ve çevresinde protesto etmek isteyen gruba kolluk güçleri tekrar müdahale etti.

Özellikle Şişli İlçesi’nin semtlerinde yoğunlaşan protestolara silah, biber gazı, tazyikli ve boyalı su ile müdahale eden kolluk güçlerinin en az 25 kişiyi gözaltına aldığı bildirildi. Gösterilerin başlamasından önce ise Agos Gazetesi’nin önünde toplanan gruba müdahale eden kolluk güçlerinin 10 kişiyi, Gazi Mahallesi’nde ise 3 kişiyi gözaltına aldığı bildirildi.

Gösterilerle ilgili açıklama yapan İstanbul Valisi Muammer Güler, 6 Ekim 2009’da toplam 103 kişinin gözaltına alındığını gözaltına alınanlardan 22’sinin 18 yaşından küçük olduğunu söyledi. Vali Muammer Güler 30 Eylül 2009’da başlayan IMF karşıtı gösterilerin toplamında ise 175 kişinin gözaltına alındığını ifade etti.

Gözaltına alınan 103 kişiden işlemleri tamamlanıp adliyeye sevk edilen 14 kişiden Murat Duru ve Emre Genç’in 7 Ekim 2009’da tutuklandığı öğrenildi.

İzmir’de ise 7 Ekim 2009’da IMF karşıtı eylem yapacakları düşüncesiyle 3 kişi gözaltına alınırken olayı görüntüleyen Atılım Gazetesi’nin muhabirinin bir polis memuru tarafından tekmelendiği ileri sürüldü (ntvmsnbc.com; Zaman; Radikal; atilim.org; Sabah; bianet.org; Gündem; cnnturk.com; kizilbayrak.net, 7 Ekim, 8 Ekim).

(10/061) Gecekondu Yıkımını Protestoya Müdahale…

Bursa’da 6 Ekim 2009’da gerçekleşen gecekondu yıkımlarını protesto eden gruba, güvenlik güçleri gaz bombası ve tazyikli su ile müdahale etti Müdahale sonucunda bir kişinin gözaltına alındığı öğrenildi (Evrensel, 7 Ekim).

(10/062) Tahliye Edilen Kişiler…

Ağrı’da 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri’nin sonuçlarına yapılan itiraz sonucunu öğrenmek için toplanan gruba polis ekiplerinin müdahale etmesi sonucu çıkan olaylarda haklarında “yasadışı örgüt propagandası yaptıkları” ve “devlet malına zarar verdikleri” iddiasıyla dava açılan 19 kişinin ilk duruşması altı ay sonra 7 Ekim 2009’da görüldü. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu yargılana 19 kişiden 18’i tahliye edilirken Ağrı Belediye Başkan adayı Murat Öztürk’ün tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti duruşmayı erteledi (Gündem, 7 Ekim).

(10/063) Yargılanan Milletvekili…

Demokratik Toplum Partisi (DTP) Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Başkanı olduğu dönemde Roj TV’ye katılarak yaptığı bir konuşma nedeniyle Selahattin Demirtaş hakkında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “suçu ve suçluyu övdüğü”, “yasadışı örgüt propagandası yaptığı” suçlamalarıyla Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 215. maddesi uyarınca ve Terörle Mücadele Yasası’nın (TMY) 7/2. maddesi uyarınca açılan davanın görülmesine devam edildi.

Mahkeme heyeti Selahattin Demirtaş’ın savunmasının alınması için Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazılan talimata yanıt verilmediği için Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yanıtının beklenmesine karar vererek duruşmayı 22 Aralık 2009’a erteledi (Günlük, 7 Ekim).

7 Ekim 2009 Çarşamba

7 Ekim 2009 Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi Günlük İnsan Hakları Raporu

(10/051) IMF-Dünya Bankası Toplantılarını Protesto Gösterilerine Müdahale…

İstanbul’da 6 Ekim 2009’da başlayan ve 7 Ekim 2009’da bitecek olan Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası toplantılarını, 6 Ekim 2009’da toplantıların yapıldığı Harbiye Semti’ndeki Kongre Vadisi önünde protesto etmek isteyen anti-kapitalist yaklaşık 7500 kişiye kolluk güçleri Taksim Meydanı’nda silah, plastik mermi, cop, biber gazı, tazyikli ve boyalı su ile gaz bombasıyla müdahale etti. Sendikalardan, meslek örgütlerinden, siyasî partilerden, demokratik kitle örgütlerinden, öğrencilerden ve Türkiye dışından gelen protestoculardan oluşan grubun da müdahaleye tepki göstermesi sonucu Taksim Meydanı’nda yaklaşık altı saat süren kolluk güçlerinin aşırı ve orantısız güç kullanımı yaşandı.

Kolluk güçlerinin çok yoğun bir şekilde kullandığı gaz bombalarının “yeni nesil” olarak adlandırıldığı ve dört yanından basınçlı gazın dışarı çıkmasıyla etrafında zıpladığı, ısındığı için de elle tutulamadığı öğrenildi.

Müdahale sırasında atılan gaz bombalarından yayılan gazın da etkisiyle sahibi olduğu işyerinde kalp krizi geçiren İshak Kalvo (55), hastaneye yetiştirilmek üzere bindirildiği taksiye polis ekiplerinin müdahale alanından çıkışına izin vermemesi sonucu yaşamını yitirdi.

Müdahale sırasında gözaltına alınan üç protestocunun Taksim Polis Merkezi’nde işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı bildirildi.

Selcan Genç adlı Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP) üyesi bir kişinin de yapılan müdahalede yaralanarak hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

Kolluk güçlerinin protestocu gruba müdahale ettiği sırada Taksim İlkyardım Hastanesi’ne de gaz bombası attığı öğrenildi.

Müdahale esnasında yoldan geçen Burcu Aslan’ın başına isabet eden sert bir cisimle yaralandığı, Umut Aydoğdu’nun (25) ise kolunun kırıldığı bildirildi.

Kolluk güçlerinin yaptığı ilk müdahalede Pangaltı’nda 8 kişiyi ve Kongre Vadisi’nin önünde pankart açan 2 kişiyi gözaltına aldığı öğrenildi.

Kolluk güçlerinin müdahalesinden İstanbul Kültür Sanat Vakfı’na (İKSV) sığınan bir kişinin darp edilerek gözaltına alındığı ileri sürüldü.

Tophane Semti’nde ise iki protestocu çevrede bulunan esnafın tahta sopalı, demir çubuklu linç girişimine maruz kaldı. Polis ekipleri ise esnafın saldırısına maruz kalan iki protestocuyu coplayarak gözaltına aldı.

Gazetecilere açıklama yapan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı Sami Evren, “herkes gördü, IMF karşıtlarına gaz bombaları ile saldırıldı. Emek örgütlerinin Taksim’de yapacağı eylem meşruydu. Saldırıyı kınıyoruz” dedi.

Olaylara ilişkin açıklama yapan İstanbul Valisi Muammer Güler, “yaklaşık 7 bin kişi bu gösterilerde, basın açıklamalarında yer aldı. Şimdiye kadar da bu gösterilerle ilgili olarak şiddete başvuran, özgürlüklerin sınırlarını aşan yaklaşık 125 kişi hakkında da yasal işlem yapılmıştır” dedi.

Öte yandan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi, 55’i erkek 96 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Protestocu gruplar ise resmi işlem yapılmadan 250 kişinin gözaltına alındığını, ikisi ağır olmak üzere 30 kişinin de yaralandığını ileri sürdü (atilim.org; mynet.com; sendika.org; ANF; Milliyet; ntvmsnbc.com; Radikal; Zaman; Gündem; Sabah, 6 Ekim, 7 Ekim).

(10/052) Güneydoğu’da Operasyonlar, Saldırılar…

6 Ekim 2009’da Tunceli’nin kırsal kesiminde çıkan çatışmada bir askerin öldüğü, bir askerin de yaralandığı öğrenildi (Yeni Şafak, 7 Ekim).

(10/053) Devam Eden Faili Meçhul Cinayet Soruşturması…

Şırnak’ın Silopi İlçesi’nde Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele (JİTEM) elemanları tarafından 1995 yılında kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınmayan Hasan Ergul’un mezarı Abdülkadir Aygan’ın itiraflarına dayanılarak Elazığ Kimsesizler Mezarlığı’nda 12 Nisan 2009’da bulunmuştu.

Olayla ilgili soruşturmayı yürüten Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dosyaya “yetkisizlik” kararı verdiği ve dosyayı cinayetin, Şırnak’ta işlenen faili meçhul cinayetler nedeniyle tutuklu yargılanan Albay Cemal Temizöz’e sorulması için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği 6 Ekim 2009’da öğrenildi (ntvmsnbc.com, 6 Ekim).

(10/054) Şırnak’ta İşlenen Faili Meçhul Cinayetle İlgili Tutuklama Kararı…

Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’ne bağlı Günyüzü Köyü’nde 25 Temmuz 2009’da öldürülen Demokratik Toplum Partisi (DTP) üyeleri Necman Ölmez’i ve Ferhat Erdiş’in failleri oldukları iddiasıyla yedi geçici köy korucusu 6 Ekim 2009’da tutuklandı. 3 Ekim 2009’da Zeki Akdoğan tutuklanmış ve Zeki Akdoğan’ın ifadesi doğrultusunda 13 kişinin daha arandığı öğrenilmişti (Radikal, 7 Ekim).

(10/055) Mahkûm Olan Kişiler…

İnönü Üniversitesi öğrencilerinin 2007 yılının Mayıs ayında Malatya’nın Şahnahan Beldesi’nde düzenlediği “23. Geleneksel Bahar Pikniği”ne katılan 300 öğrenciden 41 kişi hakkında “yasadışı örgüt propagandası yaptıkları” suçlamasıyla açılan dava 3 Ekim 2009’da sonuçlandı. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 33 kişi Terörle Mücadele Yasası’nın (TMY) 7/2. maddesi uyarınca 10’ar ay hapis cezasına çarptırıldı (Günlük, 6 Ekim).

(10/056) Parti Binasına Saldırı…

İstanbul’un Ataşehir İlçesi’nde bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Esatpaşa Mahallesi Temsilciliği’ne 6 Ekim 2009’da molotofkokteyliyle düzenlenen saldırı sonucu büroda maddî hasar meydana geldiği öğrenildi (atilim.org, 6 Ekim).

5 Ekim 2009 Pazartesi

Radikal Gazetesi 5 Ekim 2009, Yıldırım Türker Ah çoban kızı!

O çocukların yaşını kimse tam olarak bilemez.
O çocuklar çoğunluk kayda düşmeden yaşar, ölümleri de kayıt tutmaz.
Çoban kızı Ceylan Önkol için kimileri 12, kimileri 14 yaşındaydı diyor.
Ne fark eder? Onun vurulduğu dağların zamanı bizimkiyle ölçülemez nasılsa.
6. sınıf öğrencisiymiş.
Diyarbakır’ın Lice ilçesini on yıllardır uğursuz bir fısıltı gibi işitmez miydik zaten? Ceylan’ın ölümüyle bir kez daha hatırladık Lice’yi.
Ceylan, geçen gün koyun otlatırken havaya uçuruldu. Karnından vurulmuş. Kolları bacakları sağlammış. Dolayısıyla onu parçalayanın, birçok çoban çocuğunun katili mayınlardan biri olmadığını biliyoruz.
Varlığına her gün şükretmek zorunda kaldığımız Taraf gazetesi olmasaydı, yine sessiz sedasız geçiştirilecek, hayatlarını zulmün kaydını tutmaya adamışların gündemi dışında yer bulamayacaktı hayatlarımızda.
İHD Diyarbakır Şubesi, bir basın toplantısında Ceylan’ın parçalanmış giysisini ve şarapnel parçasını göstermiş. Şapkasını gördünüz mü? Havaya uçmuş besbelli, hiç zarar görmemiş. Uzun siperlikli beysbol şapkalarından. Belli babası pazardan almış. Üstünde bir kurukafa resmi var. Bir de İngilizce yazı: ‘Bad to the bone.’ İliklerine kadar kötü anlamında. Sevsinler.
Anasına, ‘makarna pişir, dönünce yiycem’ demiş evden çıkarken. Ama önce koyunların karnını doyurmalı.
Biraz sonra ailesi bir patlama sesi duyup o yana koşturmuş. Çoban kızın kolları ve bacaklarını bulmuşlar. Bedeninin kimi parçaları ağaç dallarına fırlamış. Aile, Ceylan’ın parçalarını toplayıp ağıda durmuş. Güvenlik kuvvetlerinin, savcının gelmesini beklemişler. altı saat boyunca.
Savcı, doktor ve kolluk güçleri, can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle olay yerine uğramıyorlar.
Hukuk devletimiz, köy imamını gönderip elindeki kamerayla olay yerini çekmesini sağlıyor.
Ceylan’ının parçalarını eteklerine toplayan anası, karakola gidiyor. Karakol nizamiyesinde şıpınişi bir otopsi yapılıyor.
Olay yerini incelemeye Cumhuriyet Savcısı ancak üç gün sonra teşrif ediyor.
Ceylan, bu dağlarda avlanmış. Ama gezmesin de ne yapsın, koyunları otlatmak gerek.
Bize ondan kalan vesikalık bir fotografı.
Orada yaşayanların çoğu hayatlarında bir kez dururlar kameranın karşısında. Onların evlerinde yoksul bir nikâh fotoğrafı, belki bir de askerlik fotoğrafı dışında sabitlenmiş bir suret yoktur. Bir de devlete bakarken; kafa kâğıdına vesikalık.
Ceylan, kameraya nasıl bakacağını bilememiş. Belli, fotografı çeken, gözlerini aç, demiş ona.
Evet, Ceylan da, ‘Bir teneffüs daha yaşasaydı tabiattan derse kalkacak, devlet dersinde öldürülmüş’ çocuklardan biri. Uğur Kaymaz gibi. Bir karışını vermem deyip ölüme adanmış topraklarda mayınlarla patlayan çobancıklar gibi. Taş attılar diye üzerlerine kurşun sıkılan, ölümleri sıkanın yanına kâr kalan çocuklar gibi.
Oraların, Kürt ellerinin kavruk, mutsuz bütün çocukları gibi.
Hayatları gözümüzde beş para etmeyen küçük ölü çocuklar.
Bu memleketin vatandaşları. Siyasileri. Gazetecileri. Hukuk insanları.
Ceylan’ın ölümü karşısında işte anlı şanlı ordumuz sessiz sedasız kırıtıyor yine.
Araştırmışlar da havan atılmadığını saptamışlar. Pekiyi ne? Ceylan’ın o topraklarda yaşıyor olması, o dağlarda geziyor olması ölümü için yeterli bir gerekçe, öyle değil mi?
Hesap vermenize hiç gerek yok elbet. Kendi hukukunuz, kendi savcılarınız nasılsa göğüslerini siper edip koruyorlar dokunulmazlığınızı. Seferberlik halidir, bir hatadır olmuş, öyle değil mi? Hatta bu konuyu deşmek, Ceylan’ın ölümü üstüne suskunluğa gömülmeyi reddetmek de, Allah bilir, vatan hainliğidir.
Askeri bir karakoldan atılan, henüz bilmediğimiz bir silahla katledilmiş olduğu ortada olan Ceylan’ın ölümünü de örtbas edivereceğinize inancınız tam, değil mi?
Uğur Kaymaz’ın katilleri haklı bulundu, biliyorsunuz. Onun öldürüldüğünde yazmıştık. Tekrarlayalım:
Bu memlekette, en hassas koruma altına alınmış olan; güvenlik güçleridir. Emniyet ve askeri güçlerin moralinin bozulmaması için kendilerine sonsuz bir özgürlük alanı tanınmıştır. Güvenlik güçlerinin incinmemesi her şeyin önünde gelir. Devlet diktesinin de gücüyle ÖZGÜR basın, bu konudaki dikkatiyle vatandaşına göz yaşartıcı fedakârlıkta bir rehberlik görevi üstlenmiştir. Elinde silahı olan ve güvenliğimizi sağlamakla yükümlü emniyet güçlerinin isabetine yönelik en ufak bir kuşkuyu dile getirmek, sizi bir çırpıda ‘marjinal’ yapacaktır. Avrupalı olma yolunda atmakta olduğumuz hiçbir adım, bu gerçeği değiştirebilecek kudrette değildir. İşkenceci polisler hâlâ ve mümkünse hiçbir zaman cezalandırılamaz. Gözaltında ölümüne sebebiyet verdikleri kurbanlarının hesabı da kendilerinden sorulamaz. Zaman aşımı onların yanındadır. İşkence yuvaları kurmuş cuntacı generalleri bile rahmetle anmak zorundayız. 33 Kürdü kurşuna dizip idam cezası alan Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın adı, daha geçtiğimiz Mayıs ayında bir Jandarma Sınır Taburu’na verilmedi mi?
Meselenin adını koyuverelim.
Bu topraklarda polisin ve askerin morali her zaman bir çocuğun canından önce gelir.
Onları eleştirmek, bu kurumların ıslahının gerektiğinden söz etmek son derece tehlikelidir. Güvenlik paranoyasının topyekûn ülke sathına yayılması, sık sık düşman listelerinin çıkarılıp kendi fikir tartımızla dünyaya bakabilmemizin engellenmesi şarttır. Hepimize tek yol olarak gösterilen, kimi sertlikleri, münferit zalimlikleri olmakla birlikte bu kurumların en ufak bir eleştiri esintisinden uzak tutulmaları gerektiğidir. Bu, güvenliğimizin bedelidir. Onların da burnundan kıl aldırmayan bu ruh hali içinde düşman bellediklerinin yaşama hakkına yönelik en büyük tehdit oluşturuyor olması doğal.
Şimdi bir kez daha kendimize sormak zorundayız.
Çocuk ölüleri karşısında ne hissediyorsunuz? Karanlıkta koca adam gibi durduğu için, başını sokabileceği bir evi olmadığı için, aç kaldığı, tedavi görmediği için, savcının bile adım atmaya korktuğu topraklarda koyun otlattığı için ve daha birçok nedenle katledilen çocukların ölüleri nasıl oluyor da infial yaratmıyor bu toplumun bağrında? Asılabilsin diye yaşı yükseltilen çocukların cellatları nasıl hâlâ saygın kimliklerine bürünmüş, sıcak evlerinde ecel bekliyor? Bu toplum, bu koca nüfus, vatan sevmekten çocuk sevmeye vakit bulamamış savaşçılar ve kasaba tüccarlarından mı oluşuyor?
Çocuk dünyasına yakın durmayan, hayatında bir tek çocukla hazmedilmiş bir tevazu içinde birlikte vakit geçirmemiş, bir tek çocuğun dilini asal kabul edip onun karşısında saygıyla titrememiş bir yetişkin için çocuk, elbette kolay unutulacak bir insan küçüğüdür. Çocuk dilini, çocuk gözünü hiç merak etmeyen; onları bir an evvel eğip büküp güruha katmaya çalışan bu toplum, daracık dünyasında nefes darlığı içinde yaşayıp gidecek.
Bir çocuğun saçının bir tek telinin bu toplumun emniyetine feda edilemeyeceğini, edildiği takdirde emniyet duygumuzu sonsuza dek yitireceğimizi haykırmak gerek.
Sessizlikle geçiştirmeye çalıştığımız bir çocuğun katledilişidir.
Bu memlekette bir ana, havaya uçurulmuş çocuğunun parçalarını bir bir eteğine topluyor.
Bu anın bilgisiyle, artık unutuluşa gömemeyeceğimiz bu görüntüyle nasıl yaşamaya devam edeceğiz?
Ceylan’ı o dağlarda vurdular. Vuranlar hiç utanır gibi durmuyor.
Pekiyi siz utanmıyor musunuz?

3-5 Ekim 2009 Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi Günlük İnsan Hakları Raporu

(10/022) Ankara’da Yargısız İnfaz…

Musa Dönmez, Ankara’nın Etmesgut İlçesi’nde, 1 Ekim 2009’da, “hırsızlık olayına karıştığı” iddiasıyla polis ekiplerinin “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle bir araca açtığı ateş sonucu başına isabet eden kurşunla yaşamını yitirdi (ozgurradyo.com, 3 Ekim).

(10/023) Polis Motosikletinin Çarptığı Kişi…

İstanbul’da motosikletli polis ekibinin 2 Ekim 2009’da yolun karşısına geçmeye çalışan Ali Yaya’ya çarpması sonucu Ali Kaya yaşamını yitirdi. Motosiklette bulunan 2 polis memurunun da yaralandığı bildirildi (ntvmsnbc.com, 2 Ekim).

(10/024) Güneydoğu’da Operasyonlar, Saldırılar…

Bitlis’in Tatvan İlçesi’ne bağlı Küçüksu Köyü’nde 3 Ekim 2009’da önceden yerleştirilmiş bombanın askerî aracın geçişi sırasında patlaması sonucu 2 asker yaralandı (Zaman, 3 Ekim).

Şırnak’ın Cudi Dağı Bölgesi’nde başlatılan operasyon kapsamında 2 Ekim 2009’da bir geçici köy korucusunun yaşamını yitirdiği, 3 askerin de yaralandığı ileri sürüldü (ANF, 2 Ekim).

(10/025) Şırnak’ta Patlama…

Şırnak’ta 4 Ekim 2009’da Kato Dağı yakınlarındaki askerî birliğe malzeme taşıyan minibüsün önceden döşenmiş mayına çarpması sonucu Vedat Bayhan (26) ve Cihat Durmuş (16) yaşamını yitirdi (Zaman, 4 Ekim).

(10/026) Tunceli’de Patlama…

Tunceli’nin Mazgirt İlçesi’ne bağlı Ataçınar Köyü’nde hayvan otlatılan bölgeye 3 Ekim 2009’da havan mermisi düşmesi sonucu 9 büyük baş hayvan telef olurken, hayvanların yanında bulunan Niyazi Şahin’in yaralanmadığı öğrenildi (Zaman, 3 Ekim).

(10/027) Şırnak’ta İşlenen Faili Meçhul Cinayetle İlgili Tutuklama Kararı…

Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’ne bağlı Günyüzü Köyü’nde 25 Temmuz 2009’da öldürülen Demokratik Toplum Partisi (DTP) üyeleri Necman Ölmez’i ve Ferhat Erdiş’i öldürdüğü iddia edilen Zeki Akdoğan 3 Ekim 2009’da tutuklandı. Zeki Akdoğan’ın cinayetleri işlediğini itiraf ettiği ileri sürüldü. Zeki Akdoğan’ın ifadesi doğrultusunda ise cinayeti işlediği iddia edilen Hançer Timi adlı geçici köy korucularından oluşan grupta yer aldığı ileri sürülen 7 kişi de gözaltına alınırken, 13 kişinin daha arandığı öğrenildi (Radikal, 5 Ekim).

(10/028) Ferhat Gerçek Davası…

İstanbul’un Yenibosna İlçesi’nde 7 Ekim 2007’de dergi satışı yaptığı sırada polis ekibinin açtığı ateş sonucunda yaralanan Ferhat Gerçek’in felç kalmasına neden olan 7’si polis memuru 13 sanığın yargılanmasına Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2 Ekim 2009’da devam edildi. Duruşmada, polis memuru Hasan Bayraktar’ın ifadesi okundu. Hasan Bayraktar’ın ifadesinde, “Ferhat Gerçek’in içinde bulunduğu grup bizi taşlamaya başladı. Kim olduğunu görmediğim bir arkadaşım havaya ateş açtı. Ben de havaya 2 el ateş ettim” iddiaları yer aldı. Mahkeme heyeti Ferhat Gerçek’in avukatlarının sanık polis memurlarının tutuklanması talebini reddederek bir sonraki duruşmayı 12 Şubat 2010’a erteledi (Birgün, 3 Ekim).

(10/029) Devrimci Karargâh Örgütü Davası…

İstanbul’un Kadıköy İlçesi’nde bağlı Bostancı Semti’nde bir eve 27 Nisan 2009’da düzenlenen baskında Orhan Yılmazkaya’nın öldürülmesinin ardından Devrimci Karargâh Örgütü’ne yönelik düzenlenen operasyonlarda “Devrimci Karargâh Örgütü üyesi oldukları” iddiasıyla tutuklanan 14 kişi ve serbest bırakılan 3 kişi hakkında hazırlanan iddianame, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesinin ardından 30 Eylül 2009’da 4 ilde eşzamanlı düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan 17 kişiden Ulaş Erdoğan, Yaşar Kaygın, Onur Sarıefe, Cenk Büyükkahraman, Volkan Karakoç, Murat Akıncılar, Gökhan Aydın ve Barış Kaygın 3 Ekim 2009’da “yasadışı örgüt yöneticiliği ve üyeliği” suçlamalarıyla tutuklandı (Zaman, 3 Ekim).

(10/030) Diyarbakır’da Güvenlik Bölgesi…

Genelkurmay Başkanlığı 3 Ekim 2009’da yaptığı açıklamada, Diyarbakır’ın Dicle İlçesi’nde 19 Eylül 2009–19 Aralık 2009 tarihleri arasında 8 ayrı bölgeyi “geçici askerî güvenlik bölgesi” ilan ederek belirlenen bölgelere sivillerin girişini yasakladı (atilim.org, 3 Ekim).

(10/031) Kolluk Güçlerinin Aşırı Güç Kullanımı Sonucu Meydana Gelen İhlaller…

İstanbul’un Avcılar İlçesi’nde 3 Ekim 2009’da Mustafa Burcu Parkı’nda oturan arkadaş grubuyla grubun parkı terk etmesini söyleyen polis ekibi arasında çıkan tartışmada polis ekiplerinin Güney Tuna’yı (21) dövdüğü öğrenildi. Aldığı darbelerin etkisiyle yere yığılan Güney Tuna’yı gözaltına alarak Avcılar Merkez Karakolu’na götüren polis ekibinin Güney Tuna’yı karakolda da dövdüğü iddia edildi. Serbest bırakıldıktan sonra fenalaşarak hastaneye kaldırılan Güney Tuna’nın hayatî tehlikesinin sürdüğü olayla ilgili olarak soruşturma başlatıldığı bildirildi (Posta, 4 Ekim; Radikal, 5 Ekim).

(10/032) Kolluk Güçlerinin Aşırı Güç Kullanımı Sonucu Meydana Gelen İhlale Bakanlık Kararı…

İstanbul’da eşi ve çocuklarıyla birlikte 30 Ekim 2008’de evlerine giderken yolu kapayan çöp kamyonunu kenara çekmesi için polis ekibine ricada bulunan Mehmet Şah Aras’ı polis memuru “sen kimsin? Bana görevimi mi öğretiyorsun” diyerek copla darp etmişti. Mehmet Şah Aras’ın eşinin ve 2 çocuğunun da darp edildiği olayla ilgili soruşturmayı tamamlayan İçişleri Bakanlığı’nın altı polis memuruna “hizmet içinde resmî sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulundukları” için 1 Ekim 2009’da 16 ay süreyle kıdemlerinin ilerlemesinin durdurulması cezası verdiği öğrenildi (Radikal, 5 Ekim).

(10/033) Cezaevinde İsyan…

Erzurum’un Oltu İlçesi’nde bulunan T Tipi Cezaevi’nde kapasitenin üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunduğunu ileri süren tutuklu ve hükümlülerin 2 Ekim 2009’da çıkardığı isyana cezaevi görevlilerinin ve Oltu İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı jandarma ekiplerinin müdahale etmesi sonucu 4’ü tutuklu ve hükümlü 8 kişi yaralandı (Yeni Şafak, 3 Ekim).

(10/034) Gördüğü İşkence Sonucu Yaşamını Yitiren Engin Çeber’le İlgili Ortaya Çıkan Karakol Görüntüleri…

İstanbul’da gözaltında karakolda ve tutuklandıktan sonra cezaevinde gördüğü işkence ve kötü muamele sonucu 10 Ekim 2008’de yaşamını yitiren Engin Çeber’in ve üç arkadaşının gözaltında tutulduğu İstinye Polis Karakolu’na ait görüntüler 2 Ekim 2009’da yayınlandı. Görüntülerden Engin Çeber’in, Aysu Baykal’ın, Cihan Gün’ün ve Özgür Karakaya’nın bitkin oldukları anlaşılırken kayıt yapan kameraya konuşan Aysu Baykal’ın “kamera açık diye gülüyorsunuz. Yaptıklarınız işkencedir” dediği görüldü. Aysu Baykal konuşmasında polis memurlarının karakolda işkence yapmadıklarını ispatlamak için kamera kaydı yaptıklarını fakat kameranın olmadığı anda işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarını ifade ederken kendisine soru sorulan Engin Çeber’in ise çok bitkin olduğu ve sesinin çıkmadığı görülüyor.

Görüntülerin yayınlanmasının ardından bir açıklama yapan Aysu Baykal, görüntülerin karakolda yaşananların tamamını yansıtmadığını belirterek şunları söyledi: “Dayak gözaltına alındığımız sırada yani sokakta başladı. Polis arabasında devam etti. Sarıyer Muhsin Bodur Karakolu’na götürüldük. Nezarete ve lavaboya götürüldüğümüz sırada dayak yedik. Daha sonra Sarıyer Asayiş Şube’ye götürüldük. Bir polis el kamerası ile bizi kaydetmeye başladı. Ancak dayak attıkları zaman kamera kapatılıyordu. Sürekli tekme, tokat, kalın sopalar ve Engin Çeber’in kemeriyle dayak yedik. Engin Çeber’in kafasına tekmelerle vuruldu. Bu yüzden bizden daha bitkin durumdaydı. Ramazan Ayı’ydı. Polisler iftara giderken ‘İftarımızı sizinle açıyoruz’ dediler. Sadece yemek yedikleri sürede dayak yemedik. Sarıyer Adliyesi’ne götürüldük. Ben ifade verirken Engin Çeber, Özgür Karakaya ve Cihan Gür savcının kapısında bile dayak yediler”.

Görüntüleri değerlendiren Engin Çeber ve arkadaşlarının gözaltına alınmasının ardından İstanbul Barosu tarafından görevlendirilen ve Sarıyer Asayiş Büro Amirliği’ne giden avukat Ömer Kavili görüntülerin eksik olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Karakola gidince kendimi tanıttım ancak hemen akabinde sıkıntıya uğratıldım. Ona rağmen sakin olmalarını sağlamaya çalıştım. Polis memurları ise tam bir öfke içerisindeydi. İçeriye girdiğimde, kapının arkasında boş zemin üzerinde yerde yatmakta olan bir kadını gördüm. Sol taraftaki odada da yere uzanmış vaziyette olan bir kişinin üzerinde 5–6 memur vardı. Memurlar, yerdeki kişinin bacağını ve kolunu katlamak ve bükmek suretiyle zor kullanıyorlardı.

Bu hususları tanık olarak dinlendiğim geçen celsede Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde anlatmıştım. Görüntülerde karşılıklı olarak ağır hakaret edildiğine yer veriliyor fakat benim orada olduğum süre boyunca ve benim duyduğum kadarıyla gözaltındakiler küfür ve hakaret etmediler; sadece slogan attılar.

Asıl çarpıcı olan, şüpheliler doktor muayenesine götürüldükleri sırada orada üstünkörü yapılan işlemlerdir; müdahale ettik. İstanbul Protokolü olarak tüm dünyaca da bilinen hukuk standardı, nöbetçi doktor tarafından uygulanmamıştır” (ntvmsnbc.com, 2 Ekim; Vatan, 4 Ekim).

(10/035) Mahkûm Olan Kişiler…

Ağrı’da 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri’nin sonuçlarına yapılan itiraz sonucunu öğrenmek için toplanan gruba polis ekiplerinin müdahale etmesi sonucu çıkan olaylarda haklarında “yasadışı örgüt propagandası yaptıkları” ve “devlet malına zarar verdikleri” iddiasıyla dava açılan 66 kişinin karar duruşması 2 Ekim 2009’da görüldü. Ağrı Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşmada 10 kişiye Terörle Mücadele Yasası’nın (TMY) 7/2. maddesi uyarınca 15’er ay hapis cezası, 55 kişiye TCK’nin 152. maddesi uyarınca 3 ay kitap okuma cezası verildi. Sanık Mirza Şen ise beraat etti (Gündem, 3 Ekim).

(10/036) Yargılanan Diyarbakır Barosu Eski Başkanı…

Diyarbakır Barosu’nun 2007 yılı ajandasını Kürtçe-Türkçe bastırdıkları için “görevlerini kötüye kullandıkları” gerekçesiyle haklarında, Adalet Bakanlığı’nın verdiği soruşturma izninin ardından Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılan Diyarbakır Barosu eski Başkanı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilcisi Sezgin Tanrıkulu ile Avukat Nesip Yıldırım’ın yargılanmasına 2 Ekim 2009’da devam edildi. Sezgin Tanrıkulu ve Nesip Yıldırım’ın TCK’nin 257. maddesi uyarınca ve TCK’nin 215. maddesi uyarınca yargılandığı davanın 4. duruşmasında mahkeme heyeti, Türkçe karakterlerin dışında ajandada kullanılan diğer karakterler için ajandayı basan matbaaya fazladan ücret ödenip ödenmediğinin öğrenilmesine karar vererek bir sonraki duruşmayı 18 Aralık 2009’a erteledi (LNA, 2 Ekim).

(10/037) Erişimi Engellenen İnternet Sitesi…

İnternet üzerinden yayınına devam eden Gündem Gazetesi’nin internet sitesi gundem-online.com, adresine erişimin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24 Eylül 2009’da aldığı bir kararla 3 Ekim 2009’da engellendiği öğrenildi (Gündem, 3 Ekim).

(10/038) Erişimi Engellenen İnternet Sitesi…

İnternette sosyal ağ sitesi olarak yayın yapan facebook.com adresinden oynanan Farmville adlı oyunun yaratıcısı zynga.com adresine erişimin 2 Ekim 2009’da engellendiği öğrenildi. Erişim yasağının aynı günün akşamında kaldırıldığı açıklandı (ntvmsnbc.com; Milliyet, 3 Ekim).

(10/039) Haklarında Takipsizlik Kararı Verilen Kişiler…

Milliyet Gazetesi Yazarı Devrim Sevimay’ın sanatçı Hülya Avşar’la “demokratik açılım” sürecine ilişkin yaptığı ve 24–25 Ağustos 2009’da Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan röportajla ilgili olarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 22 Eylül 2009’da Hülya Avşar ve Devrim Sevimay hakkında “halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettikleri” gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 216. maddesi uyarınca başlatılan soruşturmanın 3 Ekim 2009’da takipsizlik kararıyla sonuçlandığı öğrenildi (Radikal, 3 Ekim).

(10/040) Terörle Mücadele Yasası Uygulamaları…

Adana’nın Yüreğir İlçesi’nde 30 Eylül 2009’da yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan S.D., Deniz Yılmaz, Murat Çiftçi, Rahim Akgül ve Hüseyin Yakar “katıldıkları gösterilerde yasadışı örgüt propagandası yaptıkları” suçlamasıyla 2 Ekim 2009’da tutuklandı (Gündem, 2 Ekim).